• BIST 109.049
  • Altın 156,292
  • Dolar 3,8656
  • Euro 4,5580
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara -1 °C

Bakan AVCI'dan GÜNDEME DAİR Açıklamalar

Bakan AVCI'dan GÜNDEME DAİR Açıklamalar
Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, TRT Haber’de Canan Reçber´in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

TRT Haber’e konuk olan Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Canan Reçber´in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Bayram mesajı

"Öncelikle sizlerin, stüdyodaki arkadaşların ve tabi bizi izleyen izleyicilerimizin, öğretmenlerimizin, öğrencilerimizin, velilerimizin, milletimizin Ramazan Bayramını tebrik ediyorum, sağlık içinde, afiyet içinde nice nice bayramlar diliyorum."

"Anayasa Mahkemesi yürütmesinin durdurulması talebini ret ettiği yasayı iptal etti"

"Önce ne olup bittiğini kısaca bir özetlemekte fayda var. 1 Mart 2014’te yaptığımız bir yasal düzenlemeyle Millî Eğitim kurumları arasında bundan böyle  -yani 1 Eylül 2015 tarihi itibariyle- dershane kurumlarının özel öğretim kurumlarına, yani okullara veya farklı kurslara dönüşmesine ilişkin bir düzenleme yapılmıştı. Mart 2014’te çıkan bu yasaya daha sonra Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açıldı. Bu iptal davası Aralık 2014’e kadar, yani yaklaşık 8 ay Anayasa Mahkemesi’nde bekledi. 8 ay sonra, Aralık 2014 tarihinde, Anayasa Mahkemesi yürütmenin durdurulması talebini reddetti; yani bu yasanın iptali için dava açan milletvekilleri aynı zamanda yürütmenin durdurulması talebinde de bulunmuşlardı, ama Anayasa Mahkemesi Aralık 2014 tarihinde verdiği ara kararla yürütmenin durdurulması talebini ret etti, ´yani devam edin işlemlere´ demiş oldu. Nitekim, o dönüşüm takvimine ve frekansına, yani kurumların dönüşüm müracaatlarına baktığımız zaman, Aralık ayına kadar nispeten yavaş işleyen dönüşüm taleplerinin,  Ocak’tan itibaren, yani Anayasa Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma talebini ret etmesinden sonra hızla arttığını gördük. Bunu ben muhtelif programlarda da söyledim.

Niye böyle oldu? Çünkü özellikle bu alanda çalışan sektör temsilcileri, dershane sahipleri Anayasa Mahkemesi’nden yürütmenin durdurulması reddedildiğine göre iptal davasının da reddedileceği izlenimini edindiler ve dolayısıyla müracaatlar arttı. Bugüne kadar gerçekleşen  rakamları kısaca özetleyeyim:  Toplam 3 bin 107 dershaneden 2 bin 280’i bugüne kadar dönüşüm için başvurdu. 3 bin 107 dershanenin 2 bin 280’i... Bu 2 bin 280 müracaattan da 2 bin 260’ına biz, ´sizi dönüşüm programına alıyoruz, hakkınızda incelemeler yapılacak, ona göre karar verilecek, dolayısıyla siz hazırlıklarınızı yapın´ demiş olduk. Bu incelemeler devam ederken,  967 dershane de bu arada özel okula dönüştü; ya temel liseye, ya Anadolu lisesine, ya ilkokula, ya ortaokula, veya anaokuluna dönüştü... 

Ve geldik bugüne... 

Anayasa Mahkemesi´nin  gerekçeli kararı bugüne kadar henüz  bize ulaşmış değil; dolayısıyla şimdi duyumlar üzerinden konuşuyoruz...  Burada da bir sıkıntı var;  çünkü biliyorsunuz  Anayasa Mahkemesi kararları gerekçesiyle açıklar. Yani gerekçesi olmaksızın Anayasa Mahkemesi karar açıklamaz, açıklayamaz... Bu kural, Anayasa Mahkemesi’ni de bağlayan bir kural. Ve henüz gerekçeli karar ortada yok."

 

Anayasa Mahkemesi kararının sızdırılması

"Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı açıklanmadı, bize resmen herhangi bir bildirimde bulunulmadı, ama özellikle belli medya organları üzerinden Anayasa Mahkemesi’nin ne tür bir karar aldığı bilgisi veya duyumları sızdırılmaya başladı; şimdi o duyumlar üzerinden konuşuyoruz...

Ben Anayasa Mahkemesi’nin karar toplantısından sonra, karar için toplandığı günün ertesinde,  bu duyumlar, bu spekülasyonlar medyada çok fazla yer almaya başlayınca bir açıklama yaptım ve henüz gerekçeli kararın açıklanmadığını, dolayısıyla şu anda yapılan yorumların uygun olmayacağını, mahkemeyi bağlayıcı şeyler söylemenin doğru olmadığını özellikle vurguladım. Fakat bu spekülasyonlar devam ediyor.  Bugün bayram, bayramda insanlar ziyaretlere gidecekler, bu konular bayram sohbetlerinde de gündeme gelecek...  Binlerce, yüz binlerce ailede bu spekülasyonlardan kaynaklanan  yerli-yersiz tereddütler oluşabilecek...  Dolayısıyla hiç olmazsa onlara gerçek durumun ne olduğunu, ne olabileceğini anlatalım;  medyada yer alan pek çok yalan-yanlış haberin etkisiyle yanlış kanaatlere kapılmamaları için böyle bir program yapalım diye düşündük.

Bayram günü daha güzel, daha ufuk açıcı konulardan da söz etmek isterdik, ama bu da doğrusu çok iç karartıcı konu değil şimdi birazdan açıklayacağım nedenlerle...

 

"Velilerimizin, öğrencilerimizin, öğretmenlerimizin, sektörün tedirgin olmasını gerektirecek bir durum yok"

"Velilerimizin, öğrencilerimizin, öğretmenlerimizin, sektörün tedirgin olmasını gerektirecek bir durum olmadığını şimdi ben gerekçeleriyle açıklayacağım.

Geçen hafta, bu duyumlar üzerine,  biz sektör temsilcilerini davet ettik. Biz zaten bu dershanelerin dönüştürülme sürecini sektörle çok yakın işbirliği içinde yürüttük. Hatta 1,5 ay önce İstanbul’da sektör temsilcileri bir toplantı düzenlediler, sektörün yüzde 70’ini temsil eden şemsiye dernekler, kuruluşlar bir toplantı düzenlediler ve orada Millî Eğitim Bakanlığı’na hem sürecin yürütülme aşamasındaki işbirliğinden ötürü, hem de varılan sonuçlarla ilgili olarak teşekkür ettiler. Özel öğretim sektörüyle bu işbirliğimizi ve istişarelerimizi bundan sonra da,  bu yeni ortaya çıkan durumla ilişkili olarak da sürdüreceğiz. Bunun ilk işareti olmak üzere de Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürümüzü sektör temsilcileriyle bir toplantı yapması konusunda talimatlandırdık ve sektör temsilcileriyle Genel Müdürlüğümüzde bir toplantı yapıldı. O toplantıda alternatif senaryolar üzerinden her konuyu elden geçirdik. ´Alternatif senaryolar´ diyorum, çünkü  Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı elimizde olmadığı için şöyle de olabilir, böyle de olabilir diye düşünerek alternatif senaryolar üzerinden konuşuyoruz...

 

"Kimse bir kaos, karışıklık beklemesin"

"Dediğim gibi, bütün alternatifleri göz önünde bulundurarak ´ne olursa ne yaparız, nasıl yaparız, birlikte nasıl yaparsak doğru çözümlere ulaşırız,´ bunu konuşmak üzere sektör temsilcileriyle toplandık, çok verimli bir toplantı oldu. Ve duyduğuma göre Anayasa Mahkemesi  önümüzdeki Çarşamba günü, bayramdan sonraki Çarşamba günü gerekçeli kararını açıklayacak  deniyormuş... Eğer öyle olursa, Çarşamba’dan itibaren biz o gerekçeli kararda  iptali istenen  7 maddeden hangilerinin iptal edildiğini; hangi gerekçeyle iptal edildiği, iptalin tümden mi, yoksa kısmî bir iptal mi olduğunu; bunları gerekçelerini,  okuyarak göreceğiz. Ona göre de her bir maddeyle ilgili olarak bundan sonra ne yapılması gerekiyorsa onu yaparız. Dediğim gibi muhtemel alternatifler üzerinde çalışmalarımız var, geçmişte de vardı... Anayasa Mahkemesine iptal başvurusunda bulunulduğu günden itibaren biz olası bütün sonuçları göz önüne alarak çalışmalarımızı sürdürdük. Dolayısıyla, kimse bir kaos, bir karışıklık beklemesin. Biz,  gerekçeli karar açıklanır açıklanmaz,  sektörle, ilgili bütün paydaşlarla da istişare ederek, görüşerek geliştirdiğimiz çözüm önerilerini paylaşırız ve en uygun çözümleri birlikte oluştururuz."

 

"Anayasa Mahkemesi kararları geriye işlemez"

"Genel kural olarak , zaten Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye işlemeyeceği  kuralı var, ama onun da ötesinde,  anayasa hukukçularının büyük  bir bölümü -başka görüşte olanlarda var ama bizim de kanaatimiz o- şu anda  Özel Öğretim Kurumları Kanununda tanımlanmış olan eğitim kurumlarımız var. Özel Öğretim Kanunu, ´özel öğretim kurumu´ndan neleri anlıyor? Burada özel okullar var, yani okullar var, kurslar var, dershaneler vardı onu kaldırmıştık kanundan; 1 Eylül 2015 tarihinden sonra bunlar dönüşmüş olacaklar kanunun gereği olarak diye o madde, o kategori, dershane kategorisi çıkarılmıştı. Dolayısıyla, okul var, kurslar var özel etüt eğitim merkezleri var. Dolayısıyla,  şimdi bu iptalden sonra,  Anayasa Mahkemesi´nden eğer bu şekilde bir karar çıkarsa, bu kararla Anayasa Mahkemesi  bizim dönüştürmek istediğimiz dershaneleri tümüyle hükümsüz hale getirmiş olur, çünkü kanunda karşılığı olmayan bir kurum haline gelirler, deniyor."

 

Temel liseler faaliyetlerine devam edecek

"Bugün basına yansıyan bazı yorumlarda şöyle bir şey vardı: Anayasa Mahkemesi´nin bu durumu sonradan fark ettiği veya bu durumu göz önüne alarak ´bu kurumlar dershane adıyla devam edemezler ama, kurs olarak müracaatlarının alınması gerekir´ türünden bir gerekçe hazırlandığı söyleniyor...  Şimdi böyle bir öneriyi yapması hukuk tekniği bakımından,  anayasa hukuku bakımından gerekli mi, gereksiz mi, uygun mu, değil mi onlara girmeyeyim, ama zaten bizim de dönüşmemiş olan veya dönüşüm için müracaat etmiş ama henüz ruhsat almamış olan kurumlardan eğer bu müracaatlarını geri çekmek isteyenler olursa bunlara önerebileceğimiz şudur: Dediğim gibi bu gerekçeli karar elimizde olmaksızın senaryo olarak söylüyorum; bu takdirde bugün dershane adı altında faaliyet göstermekte olan ama kanunda karşılığı kalmadığı görülecek olan kurumlara, şunu söyleyebileceğiz:  ´Kanunda tanımlanış kurum türleri, yani elimizdeki kurumlar şunlar: Özel okula dönüşebilirsiniz;  Etüt Eğitim Merkezine dönüşebilirsiniz veya Kurslara dönüşebilirsiniz... Kursların da farklı türleri var biliyorsunuz. İşte KPSS kursu da var, takviye kursu olabilirler, yani bizim geliştirdiğimiz senaryo önerisi takviye kursu olmasıydı. Temel Liselere gelince...  Onlarla ilgili bir sorun yok, dönüşüm için müracaat etmiş, temel lise olmak için ruhsat almış veya sıra bekleyen,  müracaatlarını devam ettirecek olan kurumlar için hiçbir sorun yok. Temel Liseler devam edecek. Mevcutlar devam edecek;  sırada bekleyen müracaatlar da, yeni başvuracak olanlar da değerlendirilecek ve dershaneden temel liseye dönüşmesi uygun görülenler ruhsatlandırılmaya devam edecek."

 

 

Mahkeme, gerekçeli kararında temel lise ile ilgili karar verebilir mi?

"Onu diyemez, çünkü o iptal davası müracaatları içerisinde temel liselerle ilgili bir iptal talebi yok. Dolayısıyla, temel lise yeni bir kurum...  Bununla ilgili herhangi bir iptal kararı, müracaat falan da yok... Dolayısıyla temel liseler faaliyetlerine devam edecekler. Bu arada kamuoyundan bize gelen, muhtemelen size de gelen sorular olabilir;  hemen bunun devamı olarak: Özel okula dönüşmek isteyenler dönüşmeye devam edebilecekler mi? Evet, devam edebilecekler. Özel okul peki…

Bizim kriterlerimizi karşılayan  967 tanesi zaten bu kriterleri karşılamış ve dönüşmüş. Diğer bekleyen 2 bin 260 tanesinden 967’yi düşün, geri kalan 1293  tanesinden  kriterleri karşılayanlara da peyderpey ruhsatları verilecek,; dolayısıyla, orada bir sorun yok. Şunu sorabilirler size veya bize: ´Peki bu 2260 müracaat sahibinden 967’si  ruhsatlandırıldı; diğerleri henüz ruhsatlandırılmamış, onlar bu müracaatlarını geri çekebilirler mi?´  Geri çekebilirler."

 

Yasada olmayan bir kuruma ´kapatılamaz´ hükmü

"Dershaneler kurs olabilirler, okul olabilirler, ama ´dershane´ olarak  yasada karşılığı yok. Anayasa Mahkemesi´nin -eğer dediyse- ´kapatılamaz´ dediği o kategori kanundan çıkmış zaten...  Kanunda şu anda dershane diye bir kurum tanımlanmıyor. Anayasa Mahkemesi yeni bir düzenlemeyi iptal ettiği zaman eski kanunu yürürlüğe sokma kabiliyetine veya hakkına veya yetkisine de sahip değil.

Dönüşecekler kursa dönüşebilirler, okula dönüşebilirler, takviye kursuna dönüşebilirler, etüt eğitim merkezine dönüşebilirler. Bizim önerimiz takviye kurslarına dönüşmeleri olabilir.  Takviye kursu nedir? Biz bu kursları geçen sene başlattık. Devlet okullarında, çocukların normal müfredatta gördükleri derslerden herhangi birinde veya birkaçında eğer ayrıca bir takviye ihtiyacı duyuyorlarsa, yani o dersten yeterince iyi yetişmediklerini, yeterince hazırlanamadıklarını düşünüyorlarsa, onlar için biz  bütün okullarımızda hafta sonlarında ücretsiz takviye kursları açıyoruz. Geçen yıl pilot uygulama olarak başladığımız bu uygulama çerçevesinde  geçen yıl  18 bin 290 örgün ve yaygın kurumumuzda takviye kursları açtık. Buralarda kaç tane kurs açtık? 179 bin 306 kurs açtık. Bu kursları öğrencilerimizin ve velilerimizin talebi doğrultusunda açıyoruz; yani 10 öğrenci, meselâ  ´biz matematik takviye kursu almak istiyoruz´ dedikleri zaman,  onlara bir kurs açıyoruz. En az on  öğrenci biyoloji dersinde, fizik dersinde, Türkçede, İngilizcede.. hangi dersten takviye almak istiyorlarsa onlara o kursu açıyoruz."

 

"Kaç öğrenci müracaat etmiş, kaç öğrenciye biz geçen yıl takviye kursu vermişiz?

İki milyon 687 bin 946 öğrenci... Şimdi bu rakamları  bir kere daha söylemekte fayda var: Evet, tam  2 milyon 687 bin 946 öğrenci, geçen yıl devlet okullarında ücretsiz takviye kursları aldı. Önümüzdeki yıl bunun artarak devam edeceğini görüyoruz. Bu takviye kurslarında 112 bin öğretmenimiz görev yaptı; buradan bir kere daha onlara çok teşekkür ediyorum. Verdiğimiz bu takviye kurslarına katıldıkları için öğretmenlerimize verdiğimiz ders ücretini yüzde 100 arttırdık.  Evet, öğretmenlerimiz de ona memnun oldular ama gönül tabii  daha fazlasını istiyor. Daha fazlasını şu anda yapamıyoruz, ama buradan bir kere daha öğretmenlerimize hatırlatmak istiyorum, bu öğretmenlerimize gerçekten müteşekkiriz. Önümüzdeki yıldan itibaren bu takviye kurslarına giden ve yılsonuna kadar bunu aksatmadan sürdüren öğretmenlerimize, bulundukları hizmet bölgesinde geçerli olan hizmet puanın yüzde 50 fazlasını vereceğiz. Bu öğretmenlerimiz için önemli bir bilgi.

Dolayısıyla bu şu anda dershane olarak çalışan veya dönüşüm için müracaat etmiş ama dönüşümden vazgeçmek isteyen kurumlar takviye kurslarına dönebilirler senaryolarımızdan biri bu. Ama dediğim gibi bütün bunları yapabilmemiz için, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını görmemiz ve bize nasıl bir hareket sahası bıraktığını görmemiz lâzım.  Neleri yapıp, neleri yapamayacağımızı o gerekçeli karar üzerinden netleştirdikten sonra bunları daha rahat konuşuruz  inşallah.

Ama dediğim gibi,  temel liselere kaydını yaptırmış olan öğrencilerimizin tedirgin olmalarını gerektirecek bir durum yok. Temel liselerdeki o eğitimlerine, öğretimlerine devam ederler. Temel lise açmış olan müteşebbislerimizin tedirgin olmalarına gerek yok. Millî Eğitim Bakanlığı bu süreçte bizimle çok yararlı işbirliği yapmış olan ve temel liselere dönüşmüş olan bütün bu kurumlarımızın arkasındadır. Bu kurumların geleceğini de çok parlak görüyoruz. Bu kurumlar üzerinden bu dershane sorununun da büyük ölçüde giderildiğini önümüzdeki yıllarda daha net göreceğiz.

Tabii mezun öğrenciler de bu takviye kurslarından yararlandılar, bundan sonra daha çok yararlanacaklar. Onlara da bütün halk eğitim merkezlerimizde bu takviye kurslarını açıyoruz"

 

Takviye kursları herkes için ücretsiz

"İster mezun olsun, ister şu anda örgün veya yaygın eğitime devam ediyor olsun, bütün kursa katılanlar için bu takviye kursları ücretsizdir. Onunla ilgili olarak da bazı medya organlarında bu takviye kurslarını karalamak adına, -çünkü bunlar dershaneler için çok ciddi bir rekabet ortamı oluşturdular, o yüzden-  bunlara yönelik bazı dezenformasyon faaliyetleri olduğunu da görüyoruz, biliyoruz;  bunlar doğru değildir. Bu kurslar her düzeyde, her branşta ücretsiz kurslardır.

 

Temel liseler ile özel liseler arasında fark var mı?

"Müfredat aynı, yalnız ders saatleri daha az. Biz  dershanelerin dönüşüm sürecinde,  bu kurumları,yani dershanelerden okula dönüşecek kurumları tasnif ettik ve gördük ki bazı kurumlar, bazı dershaneler, beşerî ve fizikî  altyapı imkanları itibariyle özel okula dönüşmeye müsait... Özel okul için belli kriterler var;  işte bahçeniz şöyle olacak, merdiveniniz böyle olacak, bahçeniz,  sınıfınız, laboratuvarınız, atölyeniz şöyle olacak gibi...  Gördük ki  bazıları henüz bu şartlara sahip değil. Onlara da dedik ki ´siz de dönüşün; ama size, dört yıl için,  bir ara formülle,  temel lise formülüyle bir geçiş dönemi sağlayalım. Özel okullarda aradığımız bu asgarî standartları sizin için biraz esnetelim, ama siz de bize taahhütte bulunun...  Dört yıl sonra ben özel okula dönüşeceğim ve o koşulları yerine getireceğim diye taahhüt imzalayın...´

İşte bu koşullarla 967’si şu anda faaliyete geçmiş durumda, diğerlerinin   müracaatları da değerlendiriliyor. 1293 tanesinin de müracaatları değerlendiriliyor. Dolayısıyla, bu kurumlar kalıcı kurumlardır. Büyük bir kısmı,  bence hemen hemen tamamı,  bu koşulları yerine getirerek standart özel okullara dönüşeceklerdir.  Nereden biliyorum? İşte dershane sahipleriyle, sektör temsilcileriyle yaptığımız görüşmelerde hep şunu söylüyorlar: ´Biz ilk defa eğitimci olduğumuzun farkına vardık.  Dershanecilikten buraya geçtiğimiz zaman gerçekten eğitimin tadına vardık.´  Bazıları dediğim gibi hemen dönüşemeyebilir; bir sürü teşvik tedbiriyle dört yıllık bir süre tanımışız zaten... Dört yıl içerisinde, hem alacakları teşviklerle, hem de görecekleri  rağbet oranında onlar da özel okula dönüşeceklerdir."

 

Özel okul teşvikleri

"Türkiye’nin özel okullaşma oranları OECD ülkelerine göre çok geride, 2002´de yüzde 2,3  civarındaydı. Şimdi bu yaptığımız düzenlemelerle yüzde 5,2´ye çıktı; önümüzdeki yıllarda daha da artacak... OECD ortalaması yüzde 15...  Özel okullaşma ne getirir? Özel okullaşma devlet okulları üzerindeki yükün özel sektör tarafından paylaşılması demektir. Bu konuda da kamuoyunda da çok ciddi bir talep var. Dolayısıyla, biz hem özel okul girişimcilerini teşvik etmek, hem de çocuklarını özel okula vermek isteyen sınırlı imkanlara sahip velileri desteklemek için her okul kademesinde,  okul öncesinde, ilkokulda, ortaokulda, lisede ve temel lisede çocuklarını buraya gönderecek velilere,  kademesine göre 2 bin 500 lirayla 3 bin 500 lira arasında değişen öğrenci başına destek verdik. Geçen yıl ne kadar öğrenciye destek verdik? 167 bin öğrenciye destek verdik. Bu yıl ne kadar vereceğiz? Bu yıl en az 180 bin öğrenciye vereceğiz.

Biz velilerin gelir durumuna bakarak, çocuğun başarı durumuna bakarak, aynı ailede eğitime devam eden kaç çocuk olduğuna bakarak, yani nesnel koşullarla bazı kriterler belirliyoruz.  Geçen yıl 250 bin öğrenciye  teşvik verecek şekilde hazırlık yapmıştık, fakat 167 bin bu kriterlere uyan çocuğumuza verdik. Bu yıl 180 bin üzerinden Maliye Bakanlığı’yla önümüzdeki hafta bu müzakerelerimizi netleştirmiş oluruz, ama en az 180 bin öğrencimize,  teşvik miktarını da biraz arttırarak, bu teşvikleri vermeye devam edeceğiz; temel lisede de vereceğiz, Anadolu liselerinde de vereceğiz, özel Anadolu liselerinde de vereceğiz, özel fen liselerinde de, özel ortaokullarda da, özel ilkokullarda da, özel ana sınıflarında da... Miktarlar değişebilir, dediğim gibi 2 bin 500 lira ana sınıfındaki öğrenci, 3 bin 500 lira Anadolu lisesindeki öğrenci, ama miktarlar değişebilir, biraz daha artabilir şimdi. Dolayısıyla, teşvikler devam edecek, hiç kimsenin endişesi olmasın. Ve o teşvik alan öğrencilerimiz de bunu okulu bitirene kadar almaya devam ediyor, yani bir yıllığına vermiyoruz; derslerinde başarılı oldukları sürece, o eğitim kademesinden mezun olana kadar bu teşvikleri almaya devam edecekler...  

Bir de şu var: Geçen yıl sadece devlet okulundan özel okula geçen öğrencilere veriyorduk, şimdi özel okulda okuyan öğrenciler de müracaat edebilecekler. Yani illa bir devlet okulundan geçenlerle sınırlı değil, özel okulda okuyan, ama diyelim ki şartları bugün biraz daha zorlaşmış ve özel okul ücretlerini denkleştirmekte sıkıntı çekenlerde  müracaat edebilirler. Kriterleri karşılıyorlarsa onlar da teşvik alabilecek."

 

Dershane öğretmenlerinin MEB kadrosuna atanması

"Anayasa Mahkemesi’nin aldığı söylenen karara ilişkin duyumlarımıza dayanarak şimdilik şunu söyleyebilirim: Eğer Anayasa Mahkemesi bunu  da iptal ettiyse o zaman yapacak bir şey yok.  Biz bu dönüşüm sürecinde dershanelerden ayrılacak veya kurumu kapandığı için veya dönüşen yeni kurumda kendisine yer bulamadığı için başta kalabilecek  öğretmenler için böyle bir imkan planlamıştık, ama bu iptal edildiyse şayet, gerekçeli kararı görünce onu da görmüş oluruz, o zaman onlarla ilgili bir şey yapmamız mümkün olmayabilir."

 

Millî Eğitim Bakanlığının sınavsız bir sistem çalışması var mı?

"Şimdi tümüyle sınavsız bir sistem olmaz.  Sınavsız olmaz ama, sınav var, "sınav" var. Yani bizim en büyük önceliğimiz, her düzeydeki sınavları olabildiğince test sınavı olmaktan çıkarmak; ikincisi yine test olabilir ama müfredata dayalı test yaptığınız zaman sadece test becerileriyle birileri birilerinin önüne geçmiş olmaz. Biz bunun ilk uygulamasını kamuoyunda TEOG diye bilinen sınavlarla yaptık. TEOG aslında yeni bir sınav değil, SBS denilen merkezi sınavı kaldırdık, seviye belirleme sınavını kaldırdık ve ortaokul son sınıftaki öğrencilerin her dönemde 6 dersten birer yazılılarını merkezden kontrollü olarak yapmaya başladık. Neye dayalı olarak? Müfredata dayalı olarak... Yani öğretmenlerin sınıfta anlattıkları, sınıfta işlenen konular  sınavın gövdesini oluşturmaya başlayınca dershane talebi birden 8. sınıflarda çok düştü. Dolayısıyla, biz aynı şeyi liselerde de öngörüyoruz.

Bu tablet bilgisayarlarımızın -3 yıl veya 4 yıllık bir vade içerisinde-  bütün öğrencilerimize dağıtılması halinde, bu sınavları her istediğimiz zaman merkezden ve sadece test de değil, açık uçlu yapabilir hale geleceğiz, FATİH Projesi o bakımdan çok önemli bir proje. Bununla ilgili olarak tabii ki bizim yaptığımız, gerçekleştirdiğimiz çalışmalar da var, planladıklarımız da var, şu anda yürürlükte olanlar da var, şu anda pilot uygulamaları sürenler de var;  bunlar önümüzdeki hükûmet döneminde de  inşallah hızlanarak, yaygınlaşarak devam edecek."

 

Mahkemelerin sınav sorusuyla ilgili kararları çok geç vermesi

"Anayasa Mahkemesi’nin kararından kaynaklanan tartışmalar üzerine bir konuyu kamuoyunun bilmesinde yarar var: Millî Eğitim Bakanlığı’nın uygulamalarıyla ilgili olarak çok sık şöyle bir klişe kullanılıyor: ´Efendim, Millî Eğitim Bakanlığı sık sık mahkemelik oluyor, hatta mahkeme kararlarını da dinlemiyor, uygulamıyor...´  Böyle söylentiler ve iftiralar çok sık gündeme getiriliyor.  Özellikle sınav iptalleriyle ilgili olarak veya soru iptalleriyle ilgili olarak...

Şimdi bakınız, 1 milyon 300 bin çocuk her yıl bu sınavlara giriyor.  Bu sınavlarda hata olmaz mı? Olur. Bunlarla ilgili mahkemeye gidilmez mi? Gidilir, en tabii haklarıdır. Herhangi bir mağduriyet yaşadığını düşünen herkes, özellikle sınavlarla ilgili olarak mahkemeye müracaat edebilir.

Fakat bizim gerek SBS sürecinde, gerek TEOG süreçlerinde yaşadığımız bir şey var:  Biz diyelim Nisan veya Mayıs veya Haziran ayında sınav yapıyoruz. Sonuçları açıklıyoruz. Aradan zaman geçiyor; diyelim Temmuz ayında bir veli veya birkaç veli bir soruya itiraz ediyor.  Ama mahkeme bu itirazı hemen değerlendirmiyor. Ne oluyor? Çocuklar tercihlerini yapıyorlar, okullar açılıyor, sınıflarına yerleşiyorlar, sınavlara giriyorlar, tam sömestr tatiline çıkacağımız zaman mahkemeden bir karar geliyor:  Mayıs ayında yaptığınız şu sınavın şu sorusunun iptaline... Şimdi, aradan aylar geçmiş; 1 milyon 300 bin çocuğumuz  o arada okuluna yerleşmiş, yazılalar, sözlüler, dersler yapılmış, sömestr bitmek üzere ve siz geçen senenin sınavıyla ilgili bir şeyi iptal ediyorsunuz. Bu çok sık başımıza geldiği için, 11 Eylül 2014’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, bu sınavlara ilişkin mahkemelerin yargılamaların ivedi yargılama usulüne göre yapılmasını istedik. İvedi yargılama usulü ne demektir? Gecikmesinde sakınca olan hallerde yargı sürecini kısaltalım, öncelik versin mahkeme, bir an önce konuyu görüşsün, kararını versin, biz de uygulayalım; aksi takdirde böyle  çok geç verilen bir kararın uygulama kabiliyeti fiilen kalmıyor . Bizim bu ivedi yargılanma talebimiz   önce komisyonda görüşüldü, orada bütün partilerin mutabakatıyla geçti.  Yani bu sadece Millî Eğitim Bakanlığının bir talebi olarak ve sadece bizim oylarımızla geçmedi. Biz  bu derdimizi orada parlamenter arkadaşlarımıza anlattık, hepsi bize hak verdiler, ve bu öneriyi bütün partilerin mutabakatıyla geçirdik, Bu tasarı Genel Kurul´da da tasvip gördü ve 11 Eylül 2014 tarihinde yasalaştı.

Ne diyor bu kanun? Şu anda yürürlükte olan bu kanun ne diyor?  Şimdi Kanun diyor ki: Millî Eğitim Bakanlığının ve ÖSYM’nin yaptığı sınavlarda, itirazlar,  sınav bittikten sonra  en geç 10 gün içinde yapılır. Sınav bitmiş, biz soruları açıklıyoruz, doğru cevapları açıklıyoruz, eğer itirazı olan varsa 10 gün içinde itiraz etsin, yasa böyle diyor. 10 günün içinde itiraz edilir. Yani bu ne demek? Yasa şunu demiş oluyor: 11’inci, 12’nci gün veya 1 ay sonra, 2 ay sonra itiraz ederse mahkeme bunu kabul etmeyecek. Peki, itiraz mahkemeye ulaşınca, mahkeme ne yapacak? Mahkeme 7 gün içinde askıya çıkacak, kanunda bu süreler belirlenmiş,  7 gün... Arkasından ne olacak? 3 gün içinde idare, yani  Millî Eğitim Bakanlığı olarak,  varsa itirazımız söyleyeceğiz. Eğer çok sıkışırsak,  3 gün daha mühlet alabiliriz, ama en geç 6 gün içinde Millî Eğitim Bakanlığı da savunmasını verecek. Bu işlemler tamamlanınca dosya tekemmül etmiş, tamamlanmış sayılacak... Kanun bunları böyle açık açık yazıyor. Bu tekemmül etmiş olan dosya üzerinden de mahkeme en geç 15 gün içinde karar verecek. Bu âzâmî süreleri topladığınız zaman hepsi 38 gün yapıyor. Yani bizim sınavı yaptığımız günden itibaren yapılacak  itirazlar mahkemece  38 gün içinde sonuçlandırılmış olacak , ve biz de rahat rahat varsa yanlışımız özür dileriz, düzeltiriz, mahkeme kararını uygularız. Böylece,  38 gün içinde kimse mağdur olmadan, tercihler yapılmadan, kayıtlar yapılmadan, çocuklar okula başlamadan  bunlar sağlanmış olur. Nitekim bu sene, yaptığımız sınavla ilgili olarak, kanuna uygun olarak yapılabilecek itiraz ve yargı sürelerini hesapladık, 38 gün içinde yargı süreci tamamlanıyor ve şu tarihte sonuçlanıyor dedik. Hatta ilave pay bıraktık; buna rağmen, hani mahkeme biraz daha uzattı, bilmem ne yaptı -uzatamaz aslında, yasa böyle ama-  yine de ilave tedbir aldık ve tercihlerin başlama tarihini ona göre belirledik.

Buna rağmen, bir mahkeme, tam  55. gün, tam tercih işlemleri başlayacakken,  55 gün sonra,  mahkeme,  İngilizce sınavında sorulan bir soruyla ilgili iptal kararı verdi. Şimdi üstelik aynı konuda iki ayrı mahkemenin birbirine 180 derece zıt kararı da var.  Biz buna rağmen, çocuklar mağduriyet duygusuna kapılmasınlar diye, -mağdur olmayacaklarını biliyoruz ama, mağduriyet duygusuna bile kapılmasınlar diye-  ayın 24’ünde gelen bu mahkeme kararını hemen uyguladık. Biz mahkeme kararlarını uygulamaktan kaçınmayız, hatta bunu biz kendimiz talep ederiz. Ama yeter ki mahkemeler yasal süre içerisinde kararlarını versinler ve okullar başlamadan, kayıtlar başlamadan, çocuklar yerleşmeden bize itirazlar sonuçlanmış olarak gelsin; biz hemen gereğini yaparız. Şimdi bunu niçin söylüyorum?  Bunu özellikle söylüyorum çünkü aldığımız bazı duyumlara göre önümüzdeki Ağustos veya Eylül veya Ekim ayında, bizim yaptığımız TEOG sınavlarıyla ilgili bu tür korsan girişimler olacağına dair duyumlar var. Mahkemelere bir kere daha hatırlatıyorum: 2014-2015 Ders Yılında yapılan sınavlarla ilgili olarak bazı mahkemelerde Ağustos ayında, Eylül ayında, Ekim ayında davalar açıp tekrar bir kaos ortamı oluşturmaya yönelik girişimler olabileceğine dair duyumlarımız var. Onun için mahkemeleri uyarıyorum tabirini yanlış anlamasınlar, mahkemelere hatırlatıyorum: Önümüzde bir yasa var, bu yasaya göre Millî Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı sınavlara itiraz süresi sınavın yapılış tarihinden itibaren 10 gündür. Bir hafta içinde mahkeme askıya çıkar, 6 gün içinde idare savunmasını verir; mahkeme de 15 gün içinde kararını verir.  Şu anda böyle kanunî sürelerine uygun olarak yapılmış bir itiraz ve verilmiş bir karar olmadığı için, bu saatten sonra herhangi bir  mahkemede  bu kanuna aykırı işlemler yapılırsa bütün hukukî yollara başvuracağız ve gerekirse  haklarında Yüksek Hakimler Kuruluna da suç duyurusunda bulunacağız. Bunu söylemek zorundayım, çünkü bakın,  işte Anayasa Mahkemesi...  Eğer bu karar zamanında alınmış olsaydı sıkıntılı bir atmosfer oluşmazdı. İptal davası açıldıktan tam sekiz ay sonra, 2014 Aralık ayında,  mahkeme bununla ilgili yürütmeyi durdurma talebini reddetti. Bu ilgili kamuoyunda bir ihsas-ı rey gibi algılandı; öyle bir perspektif çizdi. Bizim için de aynı şekilde... Onun için ben iptal kararına ilişkin duyumlar gelmeye başlayınca, bana ´böyle bir karar  bekliyor muydunuz?´ diye  sordukları zaman, ´hayır, beklemiyordum´ dedim...  Çünkü ilgili kamuoyu, sektör temsilcileri, anneler-babalar, veliler çocuklarını değişik kurumlara kaydettiren insanlar bunu ayrıca neye dayanarak yaptılar? Anayasa Mahkemesi’nin böyle bir eğilimi olduğunu düşündüler, yani veliler bunların o kadar inceliklerini bilmezler ama en azından sektör kendi tutumunu buna göre düzenledi. Dolayısıyla mahkemelerimiz  de,  çok gecikerek verdikleri kararların, özellikle eğitimle ilgili olarak geç verdikleri kararların ne kadar geniş bir kitlede,  ne tür karışıklıklara veya kaos ve kargaşa algısına ve tedirginliklere yol açabileceğini önceden hesap ederek kararlarını geciktirmeden vermelidirler. Bizim yargı kararlarına itirazımız yok, yeter ki zamanında ve telafi edilebilir dönemde bunlar verilsin. Yoksa Mayıs´ta  yaptığımız bir sınavın yürütmesini  8 ay sonra 15 Ocak’ta durdurmaya kalkarsanız onun uygulanma kabiliyeti olmaz, olamaz.   Yargı camiası, Millî  Eğitim Bakanlığı’nın yargıyı yıpratmamak için gösterdiği bu özeni, kendisi de kendisi için göstermelidir."

 

"Çocuklarımızın dershane ihtiyacı radikal bir biçimde düştü"

"Deniyor ki; ´efendim, bu dershanelerin dönüşüm süreci böyle kapattım demekle olmaz!´

Biz zaten hiçbir zaman kapattım demedik. Biz bunları hem ülke ekonomisi için, hem çocuklar için, hem millî eğitim için daha verimli olabilecekleri bir düzene kavuşturmak için dönüştürmeyi öngörmüştük ama, bu arada deniyor ki; sınavlar böyle devam ettiği sürece dershaneye de ihtiyaç olur. Hayır, böyle devam etmiyor, etmeyecek. TEOG’da bunu gördük. TEOG uygulamalarıyla o düzeydeki çocuklarımızın dershane ihtiyacı radikal bir biçimde düştü. Çünkü müfredat öne geçti, okul öne geçti, öğretmen öne geçti. Bakın bu dershane serüveninin çok olumsuz yansımalarından bir tanesi de; bizim okullarımızda görev yapan öğretmenlerimizin haklarının göz ardı edilmesidir. Şimdi bir çocuk hem okula gidiyor, hem dershaneye gidiyor;  sınava giriyor, sınavı kazanırsa başarı dershanenin başarısı, kazanamazsa okulun başarısızlığı... Böyle bir şey olabilir mi? O çocuğun,  o sınavı,  okulda kazandığı kazanımlarla mı, dershanede kendisine verilmiş olan test teknikleriyle mi kazandığını siz nasıl ölçüyorsunuz?  Bunu ölçmenin yolu yok. Yani aynı çocuğu hem dershaneye gitmiş, hem gitmemiş gibi varsayamayacağınız için bunu ölçemezsiniz. Ayrıca, dershaneye giden çocukların çok az bir bölümünün okuldaki kazanımlarına ilâveten gerçekten özel eğitimden geçirilerek başarılı olduklarını, diğerlerinin büyük ölçüde dolgu malzemesi olarak kullanıldıklarını da biliyoruz."

 

"TEOG benzeri sınav uygulamalarımızı yaygınlaştıracağız"

"Dolayısıyla TEOG benzeri sınav uygulamalarımızı yaygınlaştıracağız.

Üniversite sınavı da dahil. Üniversite sınavı için de hemen değil, ama şimdi önümüzdeki yıldan itibaren şuna başladık:  ÖSYM  ile yaptığımız toplantılarda şu karara vardık: Bugüne kadar  üniversite giriş sınavlarındaki sorular daha çok akademisyenler tarafından hazırlanıyordu ve geçmişte gerek lise girişlerinde, yani SBS’lerde, gerekse üniversite girişlerinde sorulan sorular büyük ölçüde dershanede tekniği öğretilmiş sorular oluyordu.  Yani sınavlar dershaneye göre biçimlenen süreçler haline gelmişti. Şimdi önümüzdeki yıldan itibaren bu soruların, yani  üniversite giriş sınavında sorulacak olan soruların hazırlanmasında, okullarımızda,  sınıflarda o dersi okutan bizim öğretmenlerimiz de görev alacak o komisyonlarda. Bu ne demektir? Bundan sonra üniversite giriş sınavlarında lise müfredatında işlenen konular daha ağırlıklı olarak sorulacaktır ve o kazanımlar doğrultusunda sorulacaktır. O kazanımların nasıl sorulacağını da en iyi bizim o dersleri okutan öğretmenlerimiz bilirler. Onun için akademisyenlerin yanı sıra, -akademisyenler  yanlış anlamasınlar, yani onların emeğini  göz ardı ediyor değilim,-  ama bu sahadan gelen, bu çocukları yetiştiren,  bu çocukların eğitimini bire-bir gözlemiş, değerlendirmiş olan bizim öğretmenlerimizin de o soru hazırlama komisyonlarında yer almaları sayesinde, üniversite giriş sınavları da ayrıca dershane ihtiyacı göstermeyecek türden sorular olacak. Dediğim gibi, onun dışında da takviye kurslarımız zaten var."

 

"Harvard’ın önünde de kuyruk oluşuyor"

" Bizim üniversite kontenjanlarımız son 10 yılda çok arttı. Dolayısıyla liseyi bitiren öğrencilerimizin çok büyük bir bölümü Türkiye’nin herhangi bir yerindeki bir üniversiteye yerleştirilebilir bir hale geldi. Ama çocuklar haklı olarak o üniversiteye değil, kendilerince daha iyi olduğunu düşündükleri şu üniversiteye gitmek isteyeceklerdir...

Aldığı puan belki bu bölüme yerleşmesine yetiyor, ama onun gözü şu bölümde... Dolayısıyla nasıl onun gözü o bölümdeyse, pek çok başka öğrencinin de gözü o bölümde veya o üniversitede... Dolayısıyla sınavlar, herhangi bir üniversiteye girme yarışı olmaktan çıkıyor;  adayların kendilerine göre daha iyi olduğunu düşündükleri bir üniversiteye girme yarışına dönüşüyor. Dolayısıyla, bazı üniversitelerin kapısında daha çok birikme olacak girmek için, bazı üniversitelerse daha kolay giriliyor olacak.  Kapısında daha çok yığılma olan öğrencileri seçmek için de ister istemez bir eleme, bir seçme yapmak zorunda kalacaksınız. Bu dünyanın her yerinde böyledir, Harvard’a da her isteyen gidemiyor. Amerika’da da pek çok öğrenci için, lise düzeyindeki okulu bitiren öğrencilerin herhangi bir yüksekokula yerleşme imkânı var ama, Harvard’ın önünde yine kuyruk oluşuyor veya farklı üniversitelerin önünde. Dolayısıyla bu sınavlar olur. Önemli olan bu sınavların bu tür mekanik ve çocuklarda analitik düşünme kabiliyetini yitirmelerine de yol açan sadece birtakım test becerilerine dayalı olmaktan çıkarılmasıdır. Bunun için de yaptığımız çalışmalar işte TEOG bunlardan bir tanesidir, takviye kursları bunlardan bir tanesidir, müfredatın ona göre düzenlenmesi bunlardan bir tanesidir, üniversite sınav komisyonlarının ona göre düzenlenmesi bunlardan bir tanesidir; öğrencilerin ders dışı sanatsal, kültürel, sportif ve sosyal etkinliklerini de dikkate alan bir değerlendirme yapılmasına yönelik çalışmalarımız bunlardan bir tanesidir..."

 

 

Korsan kayıt yaptıran dershanelere dikkat

"Şu anda durumları  tartışmalı olan, ne olacağı henüz netleşmemiş olan ve bizim yorumumuza göre, -Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararını gördükten sonra doğrulanacağını düşündüğümüz yorumumuza göre- dershane statüsüyle öğrenci alacak kurum kalmayacak. Takviye kursuna dönüşmüş olabilirler, özel okulla dönüşmüş olabilirler ayrı, ama şu anda velilerimiz acele etmesinler, dershane kayıtları filan diye birileri apar topar bu hengamede velilerimizi zor durumda bırakacak birtakım vaatlerde bulunuyorlar, onları duyuyoruz, sıkıntıya girmesinler.

Zaten il millî eğitimi müdürlüklerimiz, ilçe millî eğitim müdürlüklerimiz bu konularda uyarıldılar, böyle korsan kayıt yapanlar hakkında da, daha sonra bunlar takviye kursu olarak ruhsat almaya geldikleri zaman eğer bu tür yasadışı işlemler yapmışsa onu biz dikkate alacağız.

Ama ben bir kere daha özetleyeyim müsaadenizle; öğrencilerimiz, velilerimiz, özel okul girişimcilerimiz, sektör temsilcilerimiz katiyen tedirgin olmasınlar, biz hiçbir çocuğumuzu ortada bırakmayız. Takviye kursu ihtiyacı olan öğrencilerimize okullarımızda, halk eğitim merkezlerimizde takviye kursları verdik, önümüzdeki yıl daha da arttıracak vereceğiz, hem tür olarak, hem sayı olarak arttırarak vereceğiz, ücretsiz kurslardır bunlar, dolayısıyla orada bir sıkıntı olmayacak, temel liseler devam edecekler. Sektörün bugüne kadar bizimle gayet uyumlu çalışan gerçek eğitimcileri zaten durumu biliyorlar, onların tedirgin olmalarını gerektirecek bir şey yok."

 

Nakil işlemleri

"Mesela sizin sormadığınız, ama benim sormanızı beklediğim şeylerden bir tanesi de, nakiller nasıl olacak meseleydi. Ben diyelim temel liseye kaydoldum, okuluma dönebilir miyim veya şimdi başka bir okulda okuyorum, temel liseye geçebilir miyim gibi...

Nakil takvimimiz şöyle: Yeni kayıt olan çocuklarımız için  14 Ağustos’ta tercihler sonuçlanmış olacak ve öğrencilerimiz nereye yerleştiklerini görecekler, ondan sonra ´ben o okula değil de şu okula gitmek istiyorum´ diyenler geçmek istedikleri okulların  kontenjanlarına bakarak 17-21 Ağustos tarihleri arasında birinci nakil başvurularında bulunacaklar.

 Bu nakil başvurularını biz puan üstünlüğüne göre, -burayı özellikle vurguluyorum, puan üstünlüğüne göre-  sıraya koyuyoruz ve 24 Ağustos’ta bu birinci nakil taleplerini değerlendirmiş olacağız. Sonra buna rağmen istediği okula yerleşememiş olanlar olursa veya o nakiller sebebiyle boşalan kontenjanlara gitmek isteyenler olursa 24-28 Ağustos’ta ikinci nakil dönemini açıyoruz, bunu da 31 Ağustos’ta ilan edeceğiz. Buna rağmen üçüncü bir nakil dönemi daha var; yeni başlayan öğrencilerin nakil başvurularını  31 Ağustos-4 Eylül arasında üçüncü defa alacağız, bunları da 7 Eylül’de sonuçlandıracağız, böylece okullar açılmadan önce nakil işlemleri tamamlanmış olacak. Daha sonra, velisi tayin olmuştur, aile taşınmıştır veya farklı bir gerekçeyle çocuklar okul değiştirmek istedikleri zaman, normal nakil koşullarına bağlı olarak her ayın son haftasında o nakil başvuruları değerlendiriliyor, orada bir sorun yok. Ama yeni başlayanlar için okullar açılmadan 3 defa nakil imkanı koyduk.  Geçen yıl; şimdi o velilerimizden bir kere daha bizi hoş görmelerini diliyorum, geçen yıl, bu nakiller kayıt dönemiyle üst üste geldiği için bazı sıkıntılar yaşadı velilerimiz, bu sene o yaşanmasın diye bu tedbirimizi aldık;  okullar açılmadan önce nakil işlemleri bitecek ve 14 Eylül’de 2015-2016 eğitim-öğretim yılı sorunsuz bir biçimde, hayırlı bir biçimde çocuklarımız için başlamış olacak inşallah."

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Kamu Haber Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.