• BIST 104.123
  • Altın 145,809
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 11 °C

Öze yeni bir yolculuk zamanı

Öze yeni bir yolculuk zamanı
“Şimdi küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz. O, nefisle cihattır.”

Bizans’a karşı yapılan Tebük Seferi dönüşü, yolculuğun bir yerinde Resulullah Efendimizin,

“Şimdi küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz” dediği rivayet edilir. Sahabe şaşırır, anlamakta zorlanır. Zamanın süper güçlerinden birine karşı sefer düzenlenmiş, doğal olarak büyük zorluklar yaşanmış, sıkıntılar çekilmişken, belki ordunun büyük kısmı aç, susuz, yorgun, belki perişan belki takatsizken; bütün bu yaşanmışlıkların, yanında küçük kalacağı bundan daha büyük cihat ne olabilir?

Evet, küçük cihattan büyük cihada gidiyoruz. O, nefisle cihattır. Buradaki gayem, bu pencereden kendimizi sigaya çekmenin ihmal edilmemesi gereken soylu bir çabaya vurgu yapmaktır.

Bir yönüyle doğru değil midir? İnsan cihadın bir boyutu olan seferin zorluklarını göğüsler de kendi içindeki düşmana yenilir. Kendini aşamaz, kendine söz geçiremez. Kendimizi bilme yolunda en büyük engelimiz, söz geçiremediğimiz takıntılarımız, kaprislerimiz, yarım kalan duygular, arzular olur kimi zaman.

Geldiğimiz her aşamayı Allah’ın bir lütfu, bir müjdesi bilmeliyiz. Dünyanın gördüğü, göreceği en yüksek medeniyet seviyesine ulaşmış Endülüs’ün saraylarında defalarca yazıldığı gibi “Lâ Galibe İllallah” yani “galip ve üstün olan ancak Allah’tır.” Zafer inanmak, içten ve samimi davranmaktır. Bunun en somut yolu, yöntemi eleştiriye açık olmak, kendimizi sürekli gözden geçirmek, uyarılara dikkat etmek, insanlara, özellikle de dava arkadaşlarımız olan kardeşlerimize, onların eleştirilerine uzak durmamaktır. Vardığımız her noktada, bir yandan ileri ufukları gözlerken, diğer yandan geriye dönüp bu noktalara hangi badireleri atlatarak geldiğimizi tekrar tekrar hatırlayarak, derin bir muhasebe ve özeleştiri yapmalıyız. İster siyasi, ister sendikal düzlemde olsun hayatın hangi aşamasında, hangi kategorisinde olursa olsun, elde ettiğimiz başarıları sadece kendi gayretlerimize bağlamamalıyız. Sonra gücümüz, nusretimiz elden gider.

Hani hep şunu diyoruz ya, sefer bizden zafer Allah’tandır. Başarı gözümüzü kör, kulağımızı sağır etmemeli, başımızı döndürmemeli; özetle, başarılar bizi sarhoş etmemelidir. Bu nasıl olur, nasıl olacak? İşte bu, evvela nefsimizi bilerek, hakikat nezdinde ne olup olmadığımızı hiç unutmayarak, nefsimizi şımartmayarak, azdırmayarak, büyüklenmeyerek olacak. Bizim yolculuğumuz bir medeniyet yolculuğu ise, medeniyet değerlerimizi referans alarak bir yürüyüşe çıkmışsak, bu ince, bu hassas çizgiye azami dikkat etmek mecburiyetindeyiz. Bu noktada sorumluluk üstlenenlerin, kendilerini tevhide sadık, salih kullar olarak muhafaza etmeleri ve o kişiliğin gereğini yerine getirmeleri, hadiste ifade edildiği şekliyle, ‘nefisle yapılan cihat’tır. Nefsi yenmek, orduları yenmekten zordur. Tarihte nice diktatörler nefislerini yenememeleri sebebiyle benliklerini körelten bir hastalık içinde adeta delirmişlerdir. Onların içleri harap olmasaydı, tüm canlılığıyla yaşayan şehirleri, kentleri harap etmezlerdi, edemezlerdi. Kendilerini bilmezlikleri sebebiyle nice hayaller, umutlar, sevdalar, beklentiler yıkılıp gitti. Kendini bilmeyenlerin nerede duracağı bilinmeyen zulmü hâlâ sürüp duruyor. Psikolojik, ruhsal sapmalarla insanın hangi uçlara savrulduğunu bir kez daha anlamak için bu hatırlatmayı yaptım.

Rabbimizin zafer niteliğinde başarılar verdiği bugünlerde, başta siyaset kurumu olmak üzere aydınlar, sendikalar, vakıflar, dernekler ve özellikle bürokrasi hatalarını, sevaplarını ciddi manada tartmalıdır. Son yıllarda nerede boşluklar bıraktık, gençliğimiz nereye gidiyor, icraatımızı adalet ve vicdan terazisinde ibra edebiliyor muyuz? Nefisle imtihanda kaybedenlerden mi, kazananlardan mı olduk. Eksik ve noksanlarımızı hepimiz tartmalı, tespit etmeliyiz. Bu, her şeyden evvel erdemli insan olgunluğudur. Özellikle kire bulaşmış bürokratlar ile ara dönemlerde yön bulmada zorlananlar var ise bulundukları makamları daha fazla işgal etmemelidir. Yanlışlarının bedelini ödemelidirler. Ayrıca eğer cihada inanıyorsak, bir hadise göre ‘hayat, iman ve cihattan ibaret’se, bilinmelidir ki, ‘cihat’ ‘CHD’ kökünden türeyen ve ‘cehd etmek’ anlamına gelen, bu kök anlamdan türeyen bir kelimedir. Evvelâ cihadın akılla, bilgiyle, kültürle, sosyal, siyasal, ekonomik çalışmalarla da yapılacağını bilmek gerekir. Bu gerçeğe ilgisiz olmayanlar, öze doğru yeni bir yolculuğun ateşini yakarak cihadın ilk ve en önemli aşamasının nefsimizde ve nefsimizle olması gerektiğini de bilirler.

Kendine karşı yenik düşenlerin kazanacakları hiçbir savaş olamaz.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Kamu Haber Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.