• BIST 109.156
  • Altın 153,298
  • Dolar 3,8173
  • Euro 4,5053
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara -4 °C

TEZADIN UYUMU

Yrd. Doç. Dr. Salim PİLAV

Çoğumuz avını yutarken gözyaşı döken timsahı görmemişizdir, ama mutluluktan ağlayan insanların durumuna şahit olmuşuzdur. Bu durum güzel Türkçemizin söz varlığı içine “Timsah gözyaşları dökmek” şeklinde bir deyim olarak yerleşmiştir. Bu söz,  kim bilir belki de takiyeciliği anlatan bir deyimdir. Duyguların girift bir hâl aldığı, arzuların bitip tükenmek bilmediği, ama düşüncelerin de bir o kadar sönükleştiği bir zamanda yaşıyoruz. Neye ağladığımızı, niçin güldüğümüzü, hele neyi, niçin istediğimizi bir türlü kestiremiyoruz.  Bazen ağlarken aniden gülmeye başladığımız; kahkahalar atarken de gözyaşı döktüğümüz olmuyor mu? Aslında insanoğlunun, dünyaya adımını attığı ilk günden itibaren bu sarmal duyguları, zıtlıkları yaşamaya başladığı bir gerçektir. Neyin kamışlıklardan koparıldığı için hüzünlenip inlemesi gibi, biz insanoğlu da aylarca barındığımız o malum mucizevî mekândan ayrılmanın acısıyla feryadı figan ederken, bizimle bütünleşen; can içinde can olan ebeveynimizin yüzlerinden gülücükler saçılmıyor mu?  Dünyanın hiçbir maddî kıymetinin vesile olamayacağı bir gülücüktür bu. Yaşamayan bilmez derler, ama yaşayanları gördüğünde pekâlâ tahmin edebilir. Karanlık bir gecede, bulutlara teslim olmuş aydan aldığı fersiz ziyasıyla seyrettiğimiz, gönümüzün derinliklerinde ilham ateşini yakması için beklenti içine girdiğimiz,  üç beş tane yıldızın art arda kaydığına şahit olduğumuz vakit, sanki elinden oyuncağı alınmış bir çocuk gibi hüzne kapılırız. Çünkü, fersiz de olsa o yıldızlar, bizim duygularımızı alevlendirmeye yetecektir. Ama hemen toparlanır, gecenin sonunda tan yerinden doğacak güneşi düşünerek gönül dünyamızın onunla yeniden can bulacağını düşünür ve hüznümüz mutluluğa, umuda dönüşüverir birden. Uzun-kısa, yaşlı-genç, doğru-eğri, yakın-uzak, büyük-küçük, acı-sevinç, yaz-kış, gurbet-sıla, gülme-ağlama gibi yüzlerce grup oluşturabileceğimiz zıt kavramlar birbirleriyle anlam bulurlar. Öyle ya, gurbet duygusunu tatmak sıla özlemini çağrıştıracak, sılasından hiç ayrılmayan ise belki de kendi içinde bir gurbet yaratarak bu uyumu sağlayacaktır. Eskilerin anâsır-ı erbaa dedikleri toprak, hava; ateş, su dünyanın nizamına ve zıtlıkların uyumuna işarettir. Toprak su ile; ateş hava ile bütünleştiği zaman aslî görevini yerine getirecektir. Duygularımızı anlatırken bazen somut unsurlara başvurduğumuz olur. İşte onlardan birisi, bir atasözümüz: “Gönlün yazı da olur, kışı da...” Bu benzetmede şüphesiz mutluluk yaz mevsimiyle, kederde kışla temsil ediliyor. Ama bazen kış mevsiminde yazı, temmuz sıcağında da, zemheri soğuğunu yaşayabiliyoruz.  Bir bakıyoruz ki ocak ayında bazı ağaçlar çiçek açmış,  temmuz sıcağında ise yüce dağlara karlar yağmış.  Sevinci aniden kedere dönüşen, hüznü bir anda mutluluğa dönüveren insanlar çoktur.  Mesela, dokuz ay karnında taşıdığı kız evladını büyütüp onu, inancının ve kültürünün gereği olarak telli-duvaklı gelin eden bir annenin hüzünle karışık bir sevinci yaşadığı şüphe götürmez bir gerçektir. Mountaigne “Kavuşabildiğimiz zevk ve nimetlerin hepsi mutlaka dertlerle, üzüntülerle karışıktır” diyor Ne güzel düşmanlıklardan dostluklar çıkarabilmek, ne tatlı kızılcık şerbetini pekmez niyetiyle içmek, ne hoş gecede gündüzü seyretmek ve de ne anlamlı ölümün içinde ölümsüzlüğün olduğuna inanmak... “Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm,                    Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm.”   Yrd. Doç. Dr. Salim PİLAV   

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2014 Kamu Haber Merkezi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.